Kredi konusunda iki uç yaklaşım vardır: "borçtan uzak dururum" ve "para lazımsa çekeriz". İkisi de tek başına doğru değildir.
Doğru soru şudur: bu borç kendini ödeyecek mi?
Kendini ödeyen borç
Aldığınız borç bir gelir üretiyorsa ve ürettiği gelir borç maliyetinden yüksekse, o borç işletmeyi büyütür.
Örnekler: ek kapasite yaratan makine, satışı artıran stok, yeni müşteri kazandıran yatırım.
Bu durumda hesap nettir: yatırım yılda ne kadar ek kâr üretecek, borcun yıllık maliyeti ne? İlki ikincisinden büyükse mantıklıdır.
Kendini ödemeyen borç
Gelir üretmeyen giderleri finanse eden borç tehlikelidir: maaş açığını kapatmak, eski borcu yeni borçla ödemek, işletme zararını finanse etmek.
Bu tip borç sorunu çözmez, erteler ve büyütür. Sorun nakit değil kârlılıksa, kredi onu daha da kötüleştirir.
Karar öncesi hesap
Aylık taksit, aylık nakit fazlanızın ne kadarı? Yüzde 30'u geçiyorsa, en ufak dalgalanmada zorlanırsınız.
En kötü senaryoda ödeyebilir misiniz? Ciro yüzde 20 düşse taksiti çevirebilir misiniz?
Toplam maliyet ne? Faiz, komisyon, sigorta, masraflar. Sadece faize bakmak yanıltıcıdır.
Vade uygun mu? Yatırımın geri dönüş süresiyle kredinin vadesi uyumlu olmalı. Beş yılda geri dönecek bir yatırımı iki yıllık krediyle finanse etmek nakit sıkışıklığı üretir.
Alternatifleri değerlendirin
Kredi tek yol değildir:
Tedarikçi vadesi. Uzatılmış vade, faizsiz finansmandır.
Ölü stoku nakde çevirmek. Depoda bekleyen mal, kredi almadan bulunabilecek en yakın kaynaktır.
Tahsilatı hızlandırmak. Vadesi geçmiş alacaklarınızın toplamı, ihtiyacınız olan tutardan büyük olabilir.
Bu üçü denenmeden kredi düşünmek, çoğu zaman erken karardır.
Borcu görünür tutmak
Birden fazla krediniz varsa hepsini tek bir tabloda tutun: tutar, taksit, vade, bitiş tarihi, aylık toplam yük.
Bu tablo olmadan, toplam borç yükünüzü ancak zorlandığınızda fark edersiniz.
Not: Bu yazı genel bir çerçevedir; finansman kararlarınız için mali müşavirinizle görüşün.
Kendinize sorun: Şu anki toplam aylık borç taksitiniz, aylık nakit fazlanızın yüzde kaçı?
