Toplantıda "bir öneriniz var mı" diye sorulur, sessizlik olur. Sonra kantinde aynı kişiler işin nasıl daha iyi yapılacağını konuşur.
Fikir yok değil; söylenmiyor.
Neden söylenmiyor?
Daha önce söylenip dikkate alınmamış. Bir kez boşa konuşan, ikincisinde susar.
Eleştiri gibi algılanmasından çekiniliyor. "Bu böyle olmaz" demek, patronun kurduğu düzeni eleştirmek gibi hissettirir.
Sorumluluk korkusu. "Öneriyi sen verdin, o zaman sen yap" tepkisiyle karşılaşmışsa kimse gönüllü olmaz.
Ortam uygun değil. Kalabalık toplantıda konuşmak herkesin harcı değildir.
Ne işe yarar?
Somut sorun sorun. "Öneriniz var mı" çok geniştir. "Sipariş hazırlarken en çok nerede zaman kaybediyoruz?" cevaplanabilir bir sorudur.
Tek tek sorun. Grup içinde konuşmayan kişi, baş başa rahatça anlatır.
İlk öneriye görünür şekilde davranın. Gelen ilk öneriyi uygulayıp "bu fikir şuradan geldi" demek, sonraki önerilerin kapısını açar.
Uygulanmayacaksa sebebini söyleyin. "Şu yüzden şimdilik yapamıyoruz" demek, sessiz kalmaktan çok daha iyidir.
Küçük öneriler daha değerlidir
Büyük stratejik fikirler beklemeyin. Asıl değer küçük operasyonel iyileştirmelerdedir: bir formun sadeleşmesi, bir adımın kaldırılması, bir raf yerinin değişmesi.
Bunlar günde birkaç dakika kazandırır ve toplamı büyüktür.
Sahadan gelen uyarıyı ciddiye alın
Çalışanlar sorunları genelde patrondan önce görür — çünkü işin içindedirler.
"Bu müşteri son zamanlarda garip davranıyor" ya da "şu ürünü soranlar arttı" gibi gözlemler, raporlardan önce gelen sinyallerdir.
Kendinize sorun: Son üç ayda ekibinizden gelen kaç öneriyi uyguladınız? Cevap sıfırsa, öneri gelmemesinin sebebi belli olabilir.
